Skolyoz nedir?


Omurgamız birbirleriyle bağlantılı olan 33 adet kemik zincirinden oluşur, bu kemiklerden her birine de “omur” 
adı verilir. Gövdemizin dik durmasını ve hareket etmesini sağlayan önemli bir destek yapı olan omurgamızın en önemli görevlerinden biri de, beyinden vücudumuza ve vücudumuzdan beynimize giden yoğun sinir dokusunu
yani omuriliği korumaktır.


Vücuda arkadan bakıldığında omurga düz olarak görülür. Vücuda yandan bakıldığında ise omurganın kavisleri fark edilir: boyun bölgemizde hafif bir çukurluk (lordoz), sırtımızda hafif kamburluk (kifoz) ve belimizde ise yine bir çukurluk vardır. 
Skolyoz, omurganın yana doğru eğriliği olup, omurganın farklı bölgelerinde görülebilir. Skolyoz tek bölgede olabildiği gibi birkaç bölgede de görülebilir, tek başına olabileceği gibi, kamburluk (kifoz) ile birlikte de görülebilir.

Skolyoz yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür...

Skolyozun nedenleri ve tipleri nelerdir?
Skolyoz; bazen kendi başına bir hastalık, bazen de başka bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkabilir. 
Skolyoz gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel faktörlerin de etkin olduğu bilinmektedir. Genetik faktörler nedeniyle, kendilerinde veya ailelerinde skolyoz olan kişilerin, özellikle erken ergenlik döneminde çocuklarını iyi izlemeleri gerekir.
Skolyoz tipleri, skolyoza yol açan nedenlere göre sınıflandırılmıştır:
·    İdiyopatik skolyoz: En sık görülen skolyoz tipidir. Sebebi bugüne kadar aydınlatılamadığı için “idiyopatik” yani “nedeni bilinmeyen” skolyoz olarak adlandırılır. Hastaların çoğu, skolyoz oluşup ilerledikten ve yaşam kalitelerini düşürdükten sonra doktora başvururlar. Ergenlik çağına giren çocukların %1-3’ünde bu tip skolyoz görülür.
·    Nöromusküler skolyoz: Bir sinir ve kas hastalığına bağlı olarak gelişen bu tip skolyoz, en sık görülen ikinci skolyoz tipidir. Bu tip skolyoza neden olan sinir hastalıkları arasında çocuk felci, serebral palsi, travmaya bağlı omurilik yaralanması ve beyin felci sayılabilir. Çocukluktan itibaren görülen veya daha sonra ortaya çıkabilen kas hastalıkları da bu tip skolyoza neden olabilir.
·    Konjenital (doğumsal) skolyoz: Bebeğin anne vücudundaki gelişimi sırasında ortaya çıkan omurga bozukluklarına bağlı skolyoz tipidir ve genellikle ilerleyicidir.

Omurgada, göğüs boşluğunda ve karın içinde gelişen tümörler de, omurgayı etkileyerek ve yana doğru iterek skolyoza neden olabilir. Kemikleri ve yumuşak dokuları tutan bazı hastalıklar, çeşitli romatizmal hastalıklar, bazı metabolik hastalıklar, omurga kırıkları ve omurga enfeksiyonları da skolyoza yol açabilir.

Skolyoz ihmale gelmez...

Skolyozun belirti ve bulguları nelerdir?
Skolyozun en sık görülen belirti ve bulguları şunlardır:
·    Omurganın gözle görülen yana eğriliği
·    Omuzlarda ve kalçadaki asimetrik görünüm
·    Bel ve sırt kıvrımlarındaki asimetrik görünüm 
·    Kürek kemiklerindeki asimetrik görünüm
·    Kollar yanlara sarkıtıldığında, kolla gövde arasındaki boşluğun bir tarafta daha fazla olması
·    Gövdenin bacaklara oranla daha kısa görünmesi
·    Çocukluk çağından başlayarak eteğin veya pantolonun bir tarafının yukarı çekmesi
·    Sırt ve bel ağrısı
·    Yorgunluk
·    Nefes darlığı

Erken tanı ile skolyoz tedavisinde başarı oranı yüksektir. Bu nedenle, sizde veya çocuğunuzda skolyoza ait belirti ve bulgular varsa mutlaka bir ortopedi ve travmatoloji uzmanına başvurunuz!

Skolyoz hangi yaşlarda görülür ve hangi cinsiyette daha sıktır? 
Skolyoz tüm yaşlarda görülebilir; küçük yaşlarda başlayabildiği gibi, ergenlik döneminde veya erişkinlik döneminde de ortaya çıkabilir. Skolyoz kız çocuklarında erkek çocuklara kıyasla 8-10 kat daha fazla görülür.

Skolyoz tanısı nasıl konur?
Öncelikle muayene ve klinik değerlendirme ile başlayan skolyoz tanısı, görüntüleme yöntemleri ile netleşir. Gerekli durumlarda kalp ve akciğerler de incelenir. Ayakta çekilen röntgen filmleriyle “skolyoz açısı” olarak da bilinen skolyoz derecesi ölçülür. Skolyozun yol açtığı yaşam kalitesi değişikliklerinin değerlendirilmesi için hastaya “yaşam kalitesi anketleri” de uygulanır.

Skolyoz nasıl tedavi edilir? 
Her skolyozlu bireyin omurga eğriliğinin kendine has bir şekli olduğu gibi skolyozu olan her kişinin tedavisi ve tedaviye verdiği yanıt da farklılıklar gösterir. 
Skolyoz tedavisi altta yatan hastalığa göre değişir. İdiyopatik skolyoz tedavisinde; eğriliğin büyüklüğü, hastanın yaşı ve omurganın mevcut esnekliği tedavi sonuçlarını önemli ölçüde etkilemektedir. 
Tedavi seçenekleri arasında gözlem (takip), korse ve/veya ameliyat yer alır:
Düşük dereceli (0-20 derece arası) skolyozlarda genellikle hasta takip edilir, yani belirli aralıklarla kontrole çağrılır, yapılan muayene veya görüntüleme yöntemleri ile eğriliğin ilerleyip ilerlemediği saptanır.
Orta dereceli (20-40 derece arasında) skolyozlarda ise egzersiz, fizik tedavi ve korse uygulanır. Bu tedavilerin amacı, eğriliği düzeltmek değil ilerlemesini yavaşlatmak ve cerrahi tedaviye gereksinim duyulacak derecelere ulaşmasını önlemektir.
Yüksek dereceli (40 derece üzerindeki) skolyozlarda genellikle cerrahi tedavi önerilir. Cerrahi tedavinin amacı, olabildiğince düzgün ve sağlıklı
bir omurga elde etmektir. Hastanın yaşı, skolyozun omurganın hangi bölümünde olduğu, kifozun (kamburluğun) skolyoza eşlik edip etmediği, hastanın büyüme ve gelişme potansiyeli, hastanın dengesiyle ilgili sorunlarının olup olmadığı, skolyozun hastanın yaşam kalitesi üzerine
olan etkisi ve hastanın duyduğu ağrı düzeyi skolyoz ameliyatı kararının verilmesini ve ameliyat tipinin belirlenmesini etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Her kişinin skolyozu kendine özgü olduğu gibi, her kişinin skolyoz ameliyatı da kendi omurga eğriliğini giderecek bir planlamayla uygulanır. Büyüme çağındaki takiplerinde giderek artan skolyozu olan  çocuklarda, skolyozun düzeltilmesinde ve ilerlemesinin önlenmesinde skolyoz cerrahisi ön plana çıkar. Tıbbi teknolojideki ilerlemeler ve cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde günümüzde skolyoza yönelik cerrahi operasyonların güvenliği artmıştır.

Yüksek dereceli skolyoz ameliyat edilmezse ne olur?
Büyüme ve gelişmesi devam eden çocuklarda 40 dereceyi aşan eğrilikler, yaşla birlikte ilerleyeceği için yalnızca estetik bir sorun olmaktan çıkıp akciğer ve kalp problemlerine yol açabilir, vücut hareketlerini kısıtlayabilir, denge problemlerine ve ağrıya yol açabilir, yaşam kalitesini önemli düzeyde düşürebilir ve erken ölüme neden olabilir.

Büyüme ve gelişmesini tamamlamış bireylerde, sırt bölgesindeki 50 derece ve bel bölgesindeki 40 derece ve üstü eğrilikler genellikle ilerlemeye devam eder. Bu eğriliklerin; henüz omurgada yıpranma, kireçlenme ve sertlik gelişmediği ve kişide yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp hastalığı gibi ek hastalıklar oluşmadığı için genç yaşlarda ameliyat edilmesi daha uygundur. 
 

   Online Randevu Alın

*Online randevu için formu doldurun, sizi arayalım